5 NİSAN KARARLARI
5 Nisan 1994 İstikrar Programı'nın
içerisinde yer aldığı halde, sonuçları ancak 2000'li yıllarda alınmış olan
uygulamalar ve yasal düzenlemeler, 5 Nisan 1994’te Türkiye gerçekten bir ekonomik kriz
yaşıyordu, istikrar yoktu. Türkiye ekonomisi 1994 yılına kadar birçok ekonomik problem
ile boğuştu. Bunlar başlıca; yüksek enflasyon, sağlam olmayan bir bankacılık
sektörü, derinliği olmayan bir finans ve güven vermeyen bir merkez bankası, dış
ticaret ve ödemeler bilançosu açıkları, artan terör olayları...
Türkiye 90’lı yılları siyasi olarak koalisyon hükümetleri ile
geçirmiş ve beraberinde ekonomik istikrarsızlık ile karşı karşıya kalmıştır. Bu
siyasi ortamın hazırladığı bir ekonomik kriz olan 1994 Ekonomik Krizi,
Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşadığı ağır
krizlerden biri olmuştur. Krizin etkilerini en aza indirmek için ‘5
Nisan Kararları’ olarak geçen bir istikrar programı yürürlüğe konmuştur. 5 Nisan Kararları’nın amacı;
enflasyonu hızla düşürmek, Türk Lirası’na istikrar sağlamak, ihracat artışını
hızlandırmak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sürdürülebilir bir temele
oturtmaktır.
Yapısal düzenlemeler doğrultusunda KİT’lerin
özelleştirilmesi için 27 Kasım 1994 yılında ‘’4046 sayılı Özelleştirme Yasası’’
çıkarıldı. İlk aşamada Karabük ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları Petrol Ofisi
Sümerbank. Et Balık Kurumu ve Süt Endüstrisi Kurumunun da bulunduğu birçok KIT
özelleştirme kapsamına alındı. Ancak 2000’li yıllara kadar ciddi bir
özelleştirme süreci gerçekleşmemiştir. Örneğin, Petrol Ofisi 2000, Sümerbank
2001 yılında Oyakbank’a satılmıştır. 1994-2001 dönemi toplam özelleştirme
gelirleri 6.1 milyar $ olup beklenenin altında kalmışken, 2000-2004 yılları arasında
11.5 milyar $’a yükselmiştir. Türkiye’de 2002’ye kadar gerçekleştirilen özelleştirme
uygulamalarının toplam değeri 8 milyar dolarken, 20002 yılında AKP iktidarında
38 milyar dolarlık özelleştirme işlemi yapıldı. Doğrudan yabancı sermaye
girişleri de özellikle 2005’ten itibaren hızlanarak rekor kırdı. 2003 sonuna
kadar 1 milyar doları aşmayan Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişleri
2009 sonuna doğru 35 milyar dolara yaklaştı, Sermaye girişlerinin tamamına
yakınını, yeni yatırım değil, özelleştirilen mevcut kamu kuruluşları ya da özel
şirketlerin hisse devirleri kapsamında gerçekleşti. ETİ A.Ş. , Sümer Holding ,
SEKA, Divriği ve Hekimhan Demir Madenleri,
İskenderun İsdemir, Ereğli Erdemir Limanları bu dönemde özelleştirme ile
satılan KİT’ler arasındadır.
Yapısal düzenlemeyi amaçlayan önlemler doğrultusunda devlete yeni vergi
kalemleri oluşturmak için Temmuz 1998’de Vergi Reformu adı altında yeni bir
vergi yasası çıkarıldı. Ancak Asya ve Rusya
krizleri nedeniyle Mali Milad ve Vergi Reformu ertelendi. 1998 yılında 4369
sayılı kanunla; ekonomiyi kayıt altına almak suretiyle vergi gelirlerini
artırmak için “Mali Milat” düzenlemesi, söz konusu amaca katkıda bulunmak üzere
gelirin tanımında genişletici değişiklik ve götürü usul kaldırılarak yerine
basit usulde vergilendirme uygulamaları getirilmiştir. 1999’da ise, zaten var olan
ekonomik problemlere, bir de deprem nedeniyle oluşan maddi kayıplar
eklenmiştir. Söz konusu maddi kayıpların neden olduğu etkinin en aza
indirilebilmesi amacıyla gayrimenkul sermaye iratları ve serbest meslek
kazançları üzerine uygulanan stopaj %15’ten %20’ye çıkartılmış; KDV’nin genel
oranı %15’ten %17’ye çıkartılmış ve bazı ek vergiler getirilmiştir. 2001
Ekonomik Krizi sonrası ise “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” benimsenerek uygulamaya
konulmuş ve bir dizi tedbirler alınmıştır. Bu programla vergi gelirlerini
artırıcı uygulamalara devam edilmiştir. İthal ürün fiyatlarındaki artışlar
hemen iç fiyatlara yansıtılmıştır. Vergi kimlik kullanımının
yaygınlaştırılması, vergi denetimlerinin artırılması (artırılamamıştır),
gecikme zam ve cezalarının enflasyonla uyumlu şekilde artırılarak kararlı bir
şekilde uygulanması ve kamu kağıtlarına talebin artırılarak iç borçlanmanın
kolaylaştırılması amacıyla beyan dışı bırakmalar ve istisnalar getirilmiştir.
2002’de ise 16 adet vergi, harç, fon ve pay birleştirilerek “Özel Tüketim
Vergisi” uygulamaya konulmuştur.
1994 Krizi
döneminde ele alınan İstikrar Programı’nın bir diğer amacı da, Yerel
yönetimler için mali ve idari özerklik sağlanmasıydı. Bu sayede merkezi yönetim
biraz olsun mali açıdan rahatlayacaktı, ancak 2000’li yıllara kadar bu konuda
bir yasa çıkarılmadı. 2000 yılında Enflasyonla Mücadele Programı kapsamında
yerel yönetimlere daha fazla daha geniş yetki verilerek, merkezi yönetim üzerindeki
yüklerin azaltılması sağlandı.
Yapısal düzenlemeler doğrultusunda sosyal güvenlik
kurumlarının tek çatı altında toplanması ve yeniden organizasyonu amaçlandı.
Sosyal güvenlik açıklarını kapatmak için erken emeklilik uygulamasına son
verilmesi hedeflendi. Bu alanda ilk düzenleme 1999 yılında çıkarılan Sosyal
Güvenlik Yasası oldu. Ancak kapsamlı reformlar ancak 2006 yılında çıkarılan
yasa ile gerçekleştirildi.
1994 yılında istikrar programı uygulanmaya başlanmış ve enflasyonun
düşürülmesi amacıyla nominal kur çapa olarak kullanılmıştır. Nisan 1994
tarihinden itibaren uygulamaya konulan ekonomik program çerçevesinde, kurların
Merkez Bankası tarafından her ay içerisinde belirlenecek bir bant içerisinde
serbest olarak dalgalanmasına izin verilmiştir. Reel döviz kurları söz konusu
bu döneminde göreli bir istikrara sahip olmuş görünse de kriz dönemlerinde
önemli oranlarda dalgalanma göstermiştir. ABD doları Türk lirası karşısında
yüzde 40 oranında değer kazanmıştır. Dalgalı kur rejimine geçişle birlikte nominal
döviz kuru Kasım 2001 tarihine kadar yükselmiş ve Türk lirası 2001’de reel
olarak yüzde 15–25 oranında değer kaybetmiştir. 1994’te alınan bu kararlar 2001
yılında Türk Lirasını değersiz hale getirtmiştir.
Kamu kesimi gelir-gider
dengesizliği, büyük ölçüde, kamu gelirlerinin yetersizliğinden ve kamu
harcamalarındaki savurganlıktan kaynaklanmaktadır. Kamu açığının; harcama
tasarrufu ve kamu gelirinin gelir artırıcı önlemlerle arttırılması, harcamalar,
başlıca personele hiç zam yapmama, fazla mesaileri ödememe, yatırımları %20,
cari harcamaları %30 (savunma ve güvenlik hariç) kısma yolu ile azaltılmıştır.
İlk başlarda bu dengesizlik kısmen sağlansa da 1995’ten sonra dengesizlik devam
etmeye başlamıştır. 2000’li yıllara geldiğimizde en büyük sorun kamu dengesizliğiydi.
1994 tedbirleri bu sorunu aşamayınca iç borçlar görülmeye başlandı. Bu kadar
açığı olan bir bütçenin kamusal görevleri yerine getiremeyeceği anlaşılınca tüm
kısıtlamalara rağmen başarı elde elemeyince çözüm özelleştirmede aranmış ve
2000-20004 yıllarında özelleştirmelere yoğunluk verilmiştir.
Tarıma yönelik kapsamlı bir
yeniden yapılandırma programı, 5 Nisan 1994 kararları ile gündeme gelmiş,
tarımsal destekleme politikası gözden geçirilip daraltılsa bile bu politika
siyasi istikrarsızlıklar (koalisyon) nedeniyle yürütülememiştir. Yürürlükte
bulunan tarım politikaları 2001 krizinde IMF’ye verilen niyet mektubundaki
maddelerinde son bulmuş 1-3 yıllık takvim içinde tasfiye edilmesine karar
verilmiştir. Tarım destekleme politikası değişecek , sübvansiyonlara son
verilip DGD politikası uygyulanmıştır. 1994’te alınan kararların artık bir
değeri kalmamıştır.