13 Haziran 2020 Cumartesi

5 Nisan Kararları

                                                                5 NİSAN KARARLARI
5 Nisan 1994 İstikrar Programı'nın içerisinde yer aldığı halde, sonuçları ancak 2000'li yıllarda alınmış olan uygulamalar ve yasal düzenlemeler, 5 Nisan 1994’te Türkiye gerçekten bir ekonomik kriz yaşıyordu, istikrar yoktu. Türkiye ekonomisi 1994 yılına kadar birçok ekonomik problem ile boğuştu. Bunlar başlıca; yüksek enflasyon, sağlam olmayan bir bankacılık sektörü, derinliği olmayan bir finans ve güven vermeyen bir merkez bankası, dış ticaret ve ödemeler bilançosu açıkları, artan terör olayları...
 Türkiye 90’lı yılları siyasi olarak koalisyon hükümetleri ile geçirmiş ve beraberinde ekonomik istikrarsızlık ile karşı karşıya kalmıştır. Bu siyasi ortamın hazırladığı bir ekonomik kriz olan 1994 Ekonomik Krizi, Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşadığı ağır  krizlerden biri olmuştur. Krizin etkilerini en aza indirmek için ‘5 Nisan Kararları’ olarak geçen bir istikrar programı yürürlüğe konmuştur. 5 Nisan Kararları’nın amacı; enflasyonu hızla düşürmek, Türk Lirası’na istikrar sağlamak, ihracat artışını hızlandırmak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sürdürülebilir bir temele oturtmaktır.
Yapısal düzenlemeler doğrultusunda KİT’lerin özelleştirilmesi için 27 Kasım 1994 yılında ‘’4046 sayılı Özelleştirme Yasası’’ çıkarıldı. İlk aşamada Karabük ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları Petrol Ofisi Sümerbank. Et Balık Kurumu ve Süt Endüstrisi Kurumunun da bulunduğu birçok KIT özelleştirme kapsamına alındı. Ancak 2000’li yıllara kadar ciddi bir özelleştirme süreci gerçekleşmemiştir. Örneğin, Petrol Ofisi 2000, Sümerbank 2001 yılında Oyakbank’a satılmıştır. 1994-2001 dönemi toplam özelleştirme gelirleri 6.1 milyar $ olup beklenenin altında kalmışken, 2000-2004 yılları arasında 11.5 milyar $’a yükselmiştir. Türkiye’de 2002’ye kadar gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam değeri 8 milyar dolarken, 20002 yılında AKP iktidarında 38 milyar dolarlık özelleştirme işlemi yapıldı. Doğrudan yabancı sermaye girişleri de özellikle 2005’ten itibaren hızlanarak rekor kırdı. 2003 sonuna kadar 1 milyar doları aşmayan Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişleri 2009 sonuna doğru 35 milyar dolara yaklaştı, Sermaye girişlerinin tamamına yakınını, yeni yatırım değil, özelleştirilen mevcut kamu kuruluşları ya da özel şirketlerin hisse devirleri kapsamında gerçekleşti. ETİ A.Ş. , Sümer Holding , SEKA, Divriği ve Hekimhan Demir Madenleri,  İskenderun İsdemir, Ereğli Erdemir Limanları bu dönemde özelleştirme ile satılan KİT’ler arasındadır.
Yapısal düzenlemeyi amaçlayan önlemler doğrultusunda devlete yeni vergi kalemleri oluşturmak için Temmuz 1998’de Vergi Reformu adı altında yeni bir vergi yasası çıkarıldı. Ancak Asya ve Rusya krizleri nedeniyle Mali Milad ve Vergi Reformu ertelendi. 1998 yılında 4369 sayılı kanunla; ekonomiyi kayıt altına almak suretiyle vergi gelirlerini artırmak için “Mali Milat” düzenlemesi, söz konusu amaca katkıda bulunmak üzere gelirin tanımında genişletici değişiklik ve götürü usul kaldırılarak yerine basit usulde vergilendirme uygulamaları getirilmiştir. 1999’da ise, zaten var olan ekonomik problemlere, bir de deprem nedeniyle oluşan maddi kayıplar eklenmiştir. Söz konusu maddi kayıpların neden olduğu etkinin en aza indirilebilmesi amacıyla gayrimenkul sermaye iratları ve serbest meslek kazançları üzerine uygulanan stopaj %15’ten %20’ye çıkartılmış; KDV’nin genel oranı %15’ten %17’ye çıkartılmış ve bazı ek vergiler getirilmiştir. 2001 Ekonomik Krizi sonrası ise “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” benimsenerek uygulamaya konulmuş ve bir dizi tedbirler alınmıştır. Bu programla vergi gelirlerini artırıcı uygulamalara devam edilmiştir. İthal ürün fiyatlarındaki artışlar hemen iç fiyatlara yansıtılmıştır. Vergi kimlik kullanımının yaygınlaştırılması, vergi denetimlerinin artırılması (artırılamamıştır), gecikme zam ve cezalarının enflasyonla uyumlu şekilde artırılarak kararlı bir şekilde uygulanması ve kamu kağıtlarına talebin artırılarak iç borçlanmanın kolaylaştırılması amacıyla beyan dışı bırakmalar ve istisnalar getirilmiştir. 2002’de ise 16 adet vergi, harç, fon ve pay birleştirilerek “Özel Tüketim Vergisi” uygulamaya konulmuştur.
1994 Krizi döneminde ele alınan İstikrar Programı’nın bir diğer amacı da, Yerel yönetimler için mali ve idari özerklik sağlanmasıydı. Bu sayede merkezi yönetim biraz olsun mali açıdan rahatlayacaktı, ancak 2000’li yıllara kadar bu konuda bir yasa çıkarılmadı. 2000 yılında Enflasyonla Mücadele Programı kapsamında yerel yönetimlere daha fazla daha geniş yetki verilerek, merkezi yönetim üzerindeki yüklerin azaltılması sağlandı.
Yapısal düzenlemeler doğrultusunda sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması ve yeniden organizasyonu amaçlandı. Sosyal güvenlik açıklarını kapatmak için erken emeklilik uygulamasına son verilmesi hedeflendi. Bu alanda ilk düzenleme 1999 yılında çıkarılan Sosyal Güvenlik Yasası oldu. Ancak kapsamlı reformlar ancak 2006 yılında çıkarılan yasa ile gerçekleştirildi.
1994 yılında istikrar programı uygulanmaya başlanmış ve enflasyonun düşürülmesi amacıyla nominal kur çapa olarak kullanılmıştır. Nisan 1994 tarihinden itibaren uygulamaya konulan ekonomik program çerçevesinde, kurların Merkez Bankası tarafından her ay içerisinde belirlenecek bir bant içerisinde serbest olarak dalgalanmasına izin verilmiştir. Reel döviz kurları söz konusu bu döneminde göreli bir istikrara sahip olmuş görünse de kriz dönemlerinde önemli oranlarda dalgalanma göstermiştir. ABD doları Türk lirası karşısında yüzde 40 oranında değer kazanmıştır. Dalgalı kur rejimine geçişle birlikte nominal döviz kuru Kasım 2001 tarihine kadar yükselmiş ve Türk lirası 2001’de reel olarak yüzde 15–25 oranında değer kaybetmiştir. 1994’te alınan bu kararlar 2001 yılında Türk Lirasını değersiz hale getirtmiştir.
Kamu kesimi gelir-gider dengesizliği, büyük ölçüde, kamu gelirlerinin yetersizliğinden ve kamu harcamalarındaki savurganlıktan kaynaklanmaktadır. Kamu açığının; harcama tasarrufu ve kamu gelirinin gelir artırıcı önlemlerle arttırılması, harcamalar, başlıca personele hiç zam yapmama, fazla mesaileri ödememe, yatırımları %20, cari harcamaları %30 (savunma ve güvenlik hariç) kısma yolu ile azaltılmıştır. İlk başlarda bu dengesizlik kısmen sağlansa da 1995’ten sonra dengesizlik devam etmeye başlamıştır. 2000’li yıllara geldiğimizde en büyük sorun kamu dengesizliğiydi. 1994 tedbirleri bu sorunu aşamayınca iç borçlar görülmeye başlandı. Bu kadar açığı olan bir bütçenin kamusal görevleri yerine getiremeyeceği anlaşılınca tüm kısıtlamalara rağmen başarı elde elemeyince çözüm özelleştirmede aranmış ve 2000-20004 yıllarında özelleştirmelere yoğunluk verilmiştir.
Tarıma yönelik kapsamlı bir yeniden yapılandırma programı, 5 Nisan 1994 kararları ile gündeme gelmiş, tarımsal destekleme politikası gözden geçirilip daraltılsa bile bu politika siyasi istikrarsızlıklar (koalisyon) nedeniyle yürütülememiştir. Yürürlükte bulunan tarım politikaları 2001 krizinde IMF’ye verilen niyet mektubundaki maddelerinde son bulmuş 1-3 yıllık takvim içinde tasfiye edilmesine karar verilmiştir. Tarım destekleme politikası değişecek , sübvansiyonlara son verilip DGD politikası uygyulanmıştır. 1994’te alınan kararların artık bir değeri kalmamıştır.